bu pejmürdelik için kusuruma bakmayın, ama dayanamadım.
"böyle saçma ürünleri kullanacağınıza iphone alın üç yıldır iphone kullanıyorum süper" - 1/5
"ben hiç kullanmadım ama şarjı çabuk bitiyo diyolar" - 1/5
"kendisinden beklediğim herşeyi yaptı diyebilirim kusursuz denebilir" - 3/5
"hiçbir eksiği yok, mükemmel." - 4/5
"iki yıldır her şey harika gidiyordu, derken bir gün yere düşürdüm ve garanti kapsamına girmediğini söylediler." - 1/5
"aslında satınalmadım ben bunu AHAHAHAH" - 1/5
"götüme benziyo." - 5/5
"KAÇ HAFTADIR BEKLİYORUM ADRESİME ULAŞMADI" - 5/5
"lütfen bu modelden daha fazla getirin stoğu bitmiş diyo" - 1/5
"bilgisayarımla uyumlu değildi" - 1/5
"sivilcelerime iyi geleceği söylendi. kullanmaya başladım, ama üç hafta sonra yeni sivilcem çıktı??" - 1/5
"doktorum bu markanın ürünlerini sakın kullanma dedi." - 1/5
"bu gibi ürünlerde bi ton kimyasal oluyor içine ne koydukları bile belli değil arkadaşlar sağlığınıza düşkünseniz almayın kanser olmaya meraklıysanız alın derim" - 1/5
"SÜTLERİN İÇİNDE ANTİBİYOTİK VAR VE BU GERÇEĞİ BİZDEN SAKLIYORLAR .BU ÜRÜNÜN İÇİNDE HİNDİSTAN CEVİZİ SÜTÜ VAR DİKKAT EDELİM" - 2/5
"sitrik asit (e 330 kod adlı) ve askorbik asit (e 300 kod adlı) çok zararlı maddeler bunları soframızdan uzak tutalım" - 2/5
"ALLAH MARANKİ HOCADAN RAZI OLSUN" - 5/5
saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalamaca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mayıs 2012 Çarşamba
29 Kasım 2011 Salı
19 Eylül 2011 Pazartesi
elephant porn

uzun süre aradan sonra alkolden tiksindiğim bir güne uyanmış olmanın verdiği gariplikle güne başlayan ben, bunun nedenlerini sorgularken aslında tam olarak kaç tane içtiğimi bilmediğimi ve de havaların, artık bize "gecenin yarısını sokakta içerek muhabbet ederek geçirmek için fazla soğudum ben artık ulan" demekte olduğunu farkettim.
otobüse yetişmek için d.t. lokalinden kimseyle vedalaşamadan çıkarken yolda kafamı su terazisi olarak kullanabildiğimi farkettim, bi an için kafamı su terazisi olarak kullanabilmeme sevinmiştim: "aaa ne güzel lan, sağ sol yapınca bak bak" diyordum kendi kendime durumdan eğlence çıkarmayı amaçlarken; su terazisi olan kafamı fazlaca sağ sol yaptırınca su terazisi hissiyatı kaybolmuş, " 'gemide' filmindeki ana karakterlerden birinin "fillerle ilgili repliği" ancak şöyle bir kafa için söylenir" diye sayıklar olmuştum.
neyse, otobüse yetişmeliydim ama lokalden çıktığım andan itibaren o kadar hızlı hareket etmiştim ki otobüsün kalkmasına daha on dakikası, benimse durağa varmama, "üzerinde hayat adı verilen bir şey sürdürmekte olduğumuz zavallı ve godoş dünyamız"ın zaman birimlerine göre 3-4 dakika civarı bir süre vardı. yiyecek bir şeyler alayım bari diye düşünüp pastaneden ve marketten hızlı hızlı bir şeyler alıp durağa doğru yol almıştım.
durağın arka kısmından benim otobüsümün kalkacağı kısma doğru yol alırken karşıdan bana doğru gelmekte olan otobüsün benim binmeyi amaçladığım mk. 146m'si olduğunu fark ettim. işaret ettim, #m*n oğlu esteban'ın öz eniştesi olması çok muhtemel iett şöförü yavaşlar gibi yapıp basıp gitti. neyse, giderken kapıya bi tane patlatmıştım bu sinirimi yatıştırmaya yetmese de... kafamdaki fil sayısı gittikçe artıyor her türlü kombinasyonu denedikleri bir orgy içerisinde filler zevki sefa içerisindeyken; ben, kafamı tutmam gereken doğru açıyı aramakla meşguldüm.
he bu aradaki süreçte bir de hareket amirliği münasebetim oldu: otobüsün erken kalkmasını bildirmeye gittiğim hareket amirliğindeki sorumlu yaklaşık iki dakika beni beklettikten sonra beni dinlemeye başlayıp da pişkin pişkin "benim saatim on geçiyor ama bak" diye göstermesiyle kafamdaki fil sayısını iki ile çarpmıştı bile, sinirimden ötürü "iyi de bu otobüs 4 dakika erken kalkmış demektir" demeye tenezzül edecek durumda hiç değildim. içimden küfrettiğimi sanıp da dışımdan küfrettiğim anlardan biri de yine gerçekleşmişti tabii ki hâliyle. hareket amirliğindekilerin şok olmuş bakışları eşliğinde, metrobüs durağına doğru ivmelenmiştim, işe zaten geç kalacaktım; acele edersem o kadar da geç kalmazdım. hem zaten geç kalmak kavramının pek de olmadığı bir işyerim vardı, o kadar da takılmamak lazımdı.
metrobüs beklerken yer bulma ümidimin varlığından pek de söz edilemezdi, ki bulamadım da zaten. yolu ayakta nasıl idare edeceğim diye bakarken, eskilerden bir şarkı çıkageldi: elephant talk.
king crimson üyeleri beni nasıl affedecek bilmiyorum ama, yılların "elephant talk" adlı güzide eseri, kafam içerisinde şarkıdaki bütün 'talk'ların yerine 'porn' yerleştirmem sonucu gayet komik bi hâl almıştı, şarkıyı repeat'e alıp bütün yol boyunca şarkıya içimden eşlik edip suratımda gülümsemeyle işyerine varana kadar kafamı bu şekilde taşımaya çalışıyordum,fakat bu sırada kafamdaki fillerin o gün akşama kadar rahat durmayacağını bilemezdim...
elephant porn
otobüse yetişmek için d.t. lokalinden kimseyle vedalaşamadan çıkarken yolda kafamı su terazisi olarak kullanabildiğimi farkettim, bi an için kafamı su terazisi olarak kullanabilmeme sevinmiştim: "aaa ne güzel lan, sağ sol yapınca bak bak" diyordum kendi kendime durumdan eğlence çıkarmayı amaçlarken; su terazisi olan kafamı fazlaca sağ sol yaptırınca su terazisi hissiyatı kaybolmuş, " 'gemide' filmindeki ana karakterlerden birinin "fillerle ilgili repliği" ancak şöyle bir kafa için söylenir" diye sayıklar olmuştum.
neyse, otobüse yetişmeliydim ama lokalden çıktığım andan itibaren o kadar hızlı hareket etmiştim ki otobüsün kalkmasına daha on dakikası, benimse durağa varmama, "üzerinde hayat adı verilen bir şey sürdürmekte olduğumuz zavallı ve godoş dünyamız"ın zaman birimlerine göre 3-4 dakika civarı bir süre vardı. yiyecek bir şeyler alayım bari diye düşünüp pastaneden ve marketten hızlı hızlı bir şeyler alıp durağa doğru yol almıştım.
durağın arka kısmından benim otobüsümün kalkacağı kısma doğru yol alırken karşıdan bana doğru gelmekte olan otobüsün benim binmeyi amaçladığım mk. 146m'si olduğunu fark ettim. işaret ettim, #m*n oğlu esteban'ın öz eniştesi olması çok muhtemel iett şöförü yavaşlar gibi yapıp basıp gitti. neyse, giderken kapıya bi tane patlatmıştım bu sinirimi yatıştırmaya yetmese de... kafamdaki fil sayısı gittikçe artıyor her türlü kombinasyonu denedikleri bir orgy içerisinde filler zevki sefa içerisindeyken; ben, kafamı tutmam gereken doğru açıyı aramakla meşguldüm.
he bu aradaki süreçte bir de hareket amirliği münasebetim oldu: otobüsün erken kalkmasını bildirmeye gittiğim hareket amirliğindeki sorumlu yaklaşık iki dakika beni beklettikten sonra beni dinlemeye başlayıp da pişkin pişkin "benim saatim on geçiyor ama bak" diye göstermesiyle kafamdaki fil sayısını iki ile çarpmıştı bile, sinirimden ötürü "iyi de bu otobüs 4 dakika erken kalkmış demektir" demeye tenezzül edecek durumda hiç değildim. içimden küfrettiğimi sanıp da dışımdan küfrettiğim anlardan biri de yine gerçekleşmişti tabii ki hâliyle. hareket amirliğindekilerin şok olmuş bakışları eşliğinde, metrobüs durağına doğru ivmelenmiştim, işe zaten geç kalacaktım; acele edersem o kadar da geç kalmazdım. hem zaten geç kalmak kavramının pek de olmadığı bir işyerim vardı, o kadar da takılmamak lazımdı.
metrobüs beklerken yer bulma ümidimin varlığından pek de söz edilemezdi, ki bulamadım da zaten. yolu ayakta nasıl idare edeceğim diye bakarken, eskilerden bir şarkı çıkageldi: elephant talk.
king crimson üyeleri beni nasıl affedecek bilmiyorum ama, yılların "elephant talk" adlı güzide eseri, kafam içerisinde şarkıdaki bütün 'talk'ların yerine 'porn' yerleştirmem sonucu gayet komik bi hâl almıştı, şarkıyı repeat'e alıp bütün yol boyunca şarkıya içimden eşlik edip suratımda gülümsemeyle işyerine varana kadar kafamı bu şekilde taşımaya çalışıyordum,fakat bu sırada kafamdaki fillerin o gün akşama kadar rahat durmayacağını bilemezdim...
o kadar bahsettik şarkıya:
ve de -değiştirilmiş- sözlere de yer verelim:
ve de -değiştirilmiş- sözlere de yer verelim:
elephant porn
porn, it's only porn
arguments, agreements, advice, answers,
articulate announcements
it's only porn
porn, it's only porn
babble, burble, banter, bicker bicker bicker
brouhaha, boulderdash, ballyhoo
it's only porn
back porn
porn porn porn, it's only porn
comments, cliches, commentary, controversy
chatter, chit-chat, chit-chat, chit-chat,
conversation, contradiction, criticism
it's only porn
cheap porn
porn, porn, it's only porn
debates, discussions
these are words with a d this time
dialogue, dualogue, diatribe,
dissention, declamation
double porn, double porn
porn, porn, it's all porn
too much porn
small porn
porn that trash
expressions, editorials, expugnations, exclamations, enfadulations
it's all porn
elephant porn, elephant porn, elephant porn
Labels:
anı,
anlamsız karalamalar,
boşvernist,
müzik,
saçmalamaca
1 Eylül 2011 Perşembe
"yemek sepeti'nden bir kıza vuruldum"
çagi'nin imkansız aşkı "8bit merve hanım"a
ve de
tüm "O.Ç. dürümcüsü çalışanları"na
Labels:
boşvernist,
derbeder team,
saçmalamaca,
ses kaydı
21 Ağustos 2011 Pazar
sadece kırmızı
inanmamaktan daha kötü bi inanca sahip bi insan olarak cennet-cehennem kavramı her aklıma düştüğünde: kafamda dönüp duran şey cennet ve cehennemin renklerine, temasına duyduğum merak olmakta. orada ne olup ne biteceği pek umursadığım bir şey değil gibi.
ne bileyim, normal olarak kafada canlandırılan şey, orada burada tasvir edilen şey -ki bu insanların büyük bir çoğunluğunda böyle sanırım- cennetin mavi tonlarının hakim olduğu, ve aydınlık olduğu, cehennemin ise kırmızı tonlarının hakim olduğu karanlık bir mekan olduğu görüşü iken; benim kafamdaki cenneti kırmızı temadan ve karanlıktan ayrı düşünemiyorum. yoksa ben freddy mercury abimiz gibi "ne işim var cennette, bütün ilginç insanlar cehennemde olacak mk." insanı mıyım diye düşünmeye başlıyorum. eğer cennet anlatılanlar gibiyse, görünüm bakımından; kusura bakma ama "var olan ama duruşu olmayan", ben cenneti istemiyorum diyip de; kendimi dinsel ahlak bakımından kötüye sevketmeye çabalar biçimde buluyorum. cehennemi haketmek için neler yapmalı, "nasıl cehenneme gideriz", "cehenneme en kestirme 1001 yol" şeklinde kitaplar istiyorum lan ben! piyasadaki "cevab veremedi" ve emsalleri hep cennete gitmeyi anlatmakta, "tam tersini yap lan işte" demeyin ulan *pneler, emin olamıyorum tam tersini yaparsam orada olabileceğimden.
"karanlık ve de kırmızısal bi yer istedik çok mu ulan" derken, "kırmızı'yı sadece bir renk olarak istemediğimi beni tanıyanlarınız bilmekte bence"yi de ekleyip kutudan bir yudum alıp da "şişelenmiş versiyonun olaydı da fondip yapaydım da her şey daha kolay olaydı" serzenişlerimle sessizliğime dalarım.
Labels:
boşvernist,
kırmızı,
saçmalamaca
17 Ağustos 2011 Çarşamba
deneme bir-ki
biraz her şey
blog açma fikrini yıllar önce ortaya atan ecg'ye,
cenk abimize,
15-20 veletlerine,
15 kişiye saldırdım'a,
suratımdaki yara izine,
çagi'nin sakallarına,
evo'nun beyin yok felsefesine,
eren'in zalımlığına,
skype'ta sarhoş d.t. içi konferansları dinleyip bizi gazlayan kübü'ye,
murat'ın sarhoşluğuna,
ata'nın kılıbıklığına,
ahmet'e ve ahmet'e alkolün veremediklerine,
zaman zaman sözlerini çarpıttığım albert camus abi'me,
"kırmızı"ya
blog açma fikrini yıllar önce ortaya atan ecg'ye,
cenk abimize,
15-20 veletlerine,
15 kişiye saldırdım'a,
suratımdaki yara izine,
çagi'nin sakallarına,
evo'nun beyin yok felsefesine,
eren'in zalımlığına,
skype'ta sarhoş d.t. içi konferansları dinleyip bizi gazlayan kübü'ye,
murat'ın sarhoşluğuna,
ata'nın kılıbıklığına,
ahmet'e ve ahmet'e alkolün veremediklerine,
zaman zaman sözlerini çarpıttığım albert camus abi'me,
"kırmızı"ya
Labels:
boşvernist,
saçmalamaca,
ses kaydı
28 Haziran 2011 Salı
"içses"ten yemekler.
"bugünkü menümüzde ne var" dediğimde,
"ne olcak lan, ekmek arası tost makinasında pişmiş hazır köfte" dedi içses,
"yine mi hazır yemek be abi" dediğimde,
"ne bekliyodun y******m ümit usta mı yaşıyo evde" dedi,
sustum boynumu büktüm haklıydı mk.
tüm son yüzsüzlüğümü toplayıp "içecek ne var diye" sorma gafletinde bulundum ki,
"kırmızı neyine yetmiyor" dedi
ama boyun büküşüme dayanamamasından olsa gerek:
"hadi aç bak dolabı, sevmediğin meyve suları filan var ama; idare ediver işte" dedi belki de son merhametiyle.
"senle yaşamak güzel şey lan" dedi öyle dururken,
"yani yaşamak zorunda olduğum için söylüyosam, seni versinler ellere beni vursunlar" dedi,
"eyvallah abi, ben de senin için aynı şeyleri düşünüyorum" dedim
kendimle geçen bi günü daha öyle ya da böyle atlatmıştım; daha sayılacak günler var gibiydi önümüzde.
"ne olcak lan, ekmek arası tost makinasında pişmiş hazır köfte" dedi içses,
"yine mi hazır yemek be abi" dediğimde,
"ne bekliyodun y******m ümit usta mı yaşıyo evde" dedi,
sustum boynumu büktüm haklıydı mk.
tüm son yüzsüzlüğümü toplayıp "içecek ne var diye" sorma gafletinde bulundum ki,
"kırmızı neyine yetmiyor" dedi
ama boyun büküşüme dayanamamasından olsa gerek:
"hadi aç bak dolabı, sevmediğin meyve suları filan var ama; idare ediver işte" dedi belki de son merhametiyle.
"senle yaşamak güzel şey lan" dedi öyle dururken,
"yani yaşamak zorunda olduğum için söylüyosam, seni versinler ellere beni vursunlar" dedi,
"eyvallah abi, ben de senin için aynı şeyleri düşünüyorum" dedim
kendimle geçen bi günü daha öyle ya da böyle atlatmıştım; daha sayılacak günler var gibiydi önümüzde.
Labels:
boşvernist,
günlük,
saçmalamaca
biraz reklam ya da resmen reklam

dibini köklediğin sigaranın üzerinde yazının kalma detayını bilerek yaptılarsa, gerçekten abartılı şekilde takdir ediyorum lucky strike'ın yayınında ve yapımında emeği geçenleri.
Labels:
boşvernist,
reklam,
saçmalamaca,
sigara
12 Kasım 2010 Cuma
hitler birimi
mevzu biraz karışık. özet geçicem. reddit'tekiler düşünmüş. enteresan bi fikir.
hitler bir ölüm birimi... şimdi şöyle; hitler'in öldürdüğü kişi sayısını
6 milyon kabul edersek;
bu durumda 1 hitler de 6 milyon = 6*106 ölüme eşit oluyormuş.
SI öneklerini birimimize uygularsak, 1 hitler = 103 milihitler = 106 mikrohitler yapar. bu durumda bir kişinin ölümü;
1/6*106 hitler = 1/6 mikrohitler = yaklaşık 167 nanohitler demek.
12 kişiyi öldüren bir seri katili düşünün. bu, katilimiz 2 mikrohitlerlik iş yapmış demek.
reddit'teki orijinal metinde, abd çevre koruma kurumunun son açıkladığı rakamlara göre bir insan hayatının 6,9 milyon dolar = 6,9*106 dolar değerinde olduğu, bu durumda 1 hitlerin 6,9*106*6*106 = 41.400.000.000.000 dolarlık kayba; yani -41.400.000.000.000 dolara eşit olduğu; buna göre bize 100 dolar borç çıkaran bir bankanın bizi 242 pikohitlerlik bir şiddette ayaküstü ***tiği ve bu durumda banka çalışanına tezgahın arkasında küçük bir auschwitz bulundurup bulundurmadıklarını sormamız gerektiği de yazıyor (sayıları değiştirdim ben de)
başka birimler de türetilmiş tabi... hitler görevde bulunduğu sürece saniyede 0,018 ölümden sorumluymuş. buna göre 0,018 ölüm/saniye de 1 hitler saniyesi oluyor.
örnek soru: 100 kişinin öldüğü bir saldırı, kaç hitler saniyesi sürmüştür?
cevap: 100 / 0,018 ≈ 5555,6 hitler saniyesi ≈ 92,6 hitler dakikası = 1 hitler saati 32 hitler dakikası 36 hitler saniyesi.
Labels:
birim,
moroff,
saçmalamaca
12 Şubat 2010 Cuma
DKO '04
2004 Dünya Kaka Olimpiyatları'ndan bir görüntü. ABD'li sporcu Mary Riley, finallerden önce kameralarımıza poz veriyor.
(c) gettyimages 2004
slkjdshlsk
Labels:
moroff,
saçmalamaca
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)