zihinsel tercih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihinsel tercih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2010 Çarşamba

insan zihninin hataları II

"klavyenin tuşlarına basmanın dışında herhangi bir fiziksel aktivite gerektirmeyen bir işten bahsediyoruz, ne kadar zor olabilir ki?" demeyin. yazı yazmak zor zanaat efem. hele bu sıcak havada, mevsimin yaz olduğuna aldanmayın; daha da zor. hele bir de aylardan temmuz ise bambaşka benim gibi yalnızca sıcak havalarda ortaya çıkan esrarengiz bir şeye karşı allerjiniz varsa çok daha zor.

oh be, bu kadar dramatizasyon yeter. yaptığı işin kolay olduğunun farkına vardığında rehavete kapılanlardan biriyimdir de ben. şimdi başlayabiliriz.

aslında bu yazının konusunu belirlemiş değilim. kendimi yazının akışına bırakmak ve onunla birlikte sürüklenmek de istemiyorum, çünkü bunu yaparsam okunabilirliği azımsanmayacak ölçüde düşecektir.

son paragrafı umursamayın. yazılı düşündüm. iyisi mi ben şu "insan zihninin hataları" konusuna kaldığım yerden devam edeyim.

5. sürü psikolojisi (herd mentality) [w/$]

bunu hepimiz biliyoruz. rastladığım en komik örneği topluca intihar eden koyunlar idi sanırım. basitçe; insanların bir eylem, fikir ya da olguyu, yalnızca toplum tarafından benimsendiği için sahiplenmesi, şeklinde özetlenebilir. belki de özetlenemez. siz ne derseniz o geçerli benim için. ben de herkes gibi biriyim sonuçta.

4. tepkisellik (reactance) [w/$]

başkalarının "yap!" dediğini yapmama veyahut tersini yapma eğilimimiz. insanların bu bug'ını fark edip ondan yararlanmak isteyenler "ters psikoloji" dediğimiz şeyi kullanmış olurlar.

efendim, bu da ilk bakışta sürü psikolojisinin karşıtı bir olgu gibi görünse de aslında alakası yok. onda toplum bizi bir noktaya sürüklerken, bunda bir insanın o noktadan kaçınmamızı salık vermesi sonucunda benliğimizde ortaya çıkan inatlaşma duygusu hakim. örnek olarak sırf anne-babası bilmemnesporu destekliyor diye onun rakibine sempati duymaya başlayan beş yaşındaki bir yavrucak verilebilir. şahsi gözlemlerime dayanarak, böyle çocukların gelecekte pek bir inatçı olduklarını söyleyebilirim.

sürü psikolojisiyle ters psikolojiyi birleştiren bir örnek tasarladım zihnimde. hepimiz ailemizin "ders çalış!" baskılarına karşı ters tepki vererek tembel arkadaşlarımızdan oluşan sürüye katılmışızdır, diye tahmin ediyorum. gördüğünüz gibi, bu iki davranış türünün yollarının kesiştiği ve aynı amaca hizmet ettikleri zamanlar da var olabiliyor.

3. hiperbolik iskontolama (hyperbolic discounting) [w]

afedersiniz çok sikko bir şey olduğundan mütevvelit, kimse türkçeye çevirme gereği bile duymamış. bu başlık da benim girişimim, aklı olan insan bunu böyle çevirmez zaten.

neymiş efendim, bize iki ödülden birini seçmemiz önerilse ve bunlardan ikincisi çok daha iyi, işimize yarayacak (...) bir şey olsa, ancak ona yalnızca belirli bir periyodun ardından sahip olabilsek; birinciyi seçme olasılığımız çoğunlukla daha fazlaymış. bu şekilde düşünümenin hatalı bir yanı olduğuna inanmıyorum şahsen. seçenekler değerlendirilirken kendilerinin her yönü göz önüne alınır. "şimdi beş lira mı, yoksa bir yıl sonra yüz lira mı?" diye sorsalar şahsen bir yıl sonra yüz lirayı seçerim, ancak o beş liraya hemen şu anda ihtiyacı olan insanlar da var. ya, yaa...

neyse işte, adamlar bunun için bir formül geliştirmiş ve iskonto-gecikme grafiği üzerinde hiperbolik bir eğri elde etmişler. oradan geliyor ismi (adamlar yapmış).

2. sıçıp sıvamak (escalation of commitment) [w/$]

bundan iyi çeviremezdim sanırım ama

verdiğimiz ya da aldığımız (aldım, verdim, ben seni yendim) bir kararın yanlış olduğunu kendimize itiraf etmemiz pek bir zor. daha dibe dalmaya meraklıyız genellikle, "battı balık yan gider" diyerek. gelin görün ki, hiçbirimiz balık değiliz ve dibe dalma merakımız boğulmamızla neticelenebiliyor. mesela ben şimdi bu son cümlemle saçma bir metafora giriştim ve bu yüzden daha fazla uzatmadan bu paragrafı noktalıyorum.

bu yüzden, zararın neresinden dönsek kârdır.

1. plasebo etkisi (placebo effect) [w/$]

vücut üzerinde herhangi bir etkisi bulunmayan bir maddenin (plasebo); vücuda spesifik bir etkisi olduğuna inanılarak alındığında, bu etkiyi gerçekten de yaratması durumu.

üzerinde paragraflarca yazı yazabileceğim bir konu bu aslında. okuduğum bölüm ve edineceğim meslekle bizzat alakalı olduğu için mi? yoo, yalnızca ilgimi çektiği ve ilaçlarla tedavinin psikolojik bir yönü de olduğunu ortaya koyduğu için. kısacası olay yalnızca farmakodinamik* değil.

ilaç firmaları ürünlerini tanıtırken şu ve şuna benzer ifadeler kullanırlar: "plaseboya göre %x etkili olduğu, klinik araştırmalarda ortaya kondu."

homeopati denilen ve pek çokları tarafından yenilen nanenin piyasada esaslı bir voliyi vurma yöntemi olarak varlığını sürdürmesi de plasebo etkisi sayesinde yine.

* farmakodinamik: ilacın vücutta yaptığı değişiklikleri inceler. bir kardeşi var. adı farmakokinetik. o da vücudumuzun ilaçlara yaptıklarıyla ilgileniyor. onlar olmasa ne yapardık? tanrı onları korusun.

15 Mart 2010 Pazartesi

insan zihninin hataları I

ciddi bir konuyla karşınızdayız. dün gece stumbleupon tuşunu kırıyordum. farenin sol tuşunu da olabilir. kaçıncıya tıkladığımı unuttum. her ikisine de yani. neyse işte ne diyordum, sonunda karşıma bu linki çıkardı da, kırılmaktan kurtuldu. her ikisi de.

konu insanların günlük hayatta hiçbir mantıklı açıklamanın arkasına sığınamadan yaptıkları hatalar. yok yok, hatadan kastım öyle "yalan söylemek," "insanlara kötü davranmak" vb. şeyler değil. önyargısal zihin bulanıklıkları. fazlasıyla subjektif olsa da listeyi sevdim. her bir madde de tanıdık geldi üstelik. ben de çoğunu yapmaya meyilliyim. siz de öylesiniz.

on tane madde var ve (s)onuncudan başlıyorum:

10. kumarbazın yanılgısı (gambler's fallacy) [w/$]
kısaca şöyle tanımlanıyor: "olasılıkların geçmiş olaylardan etkilendiği sanrısı."

mafyayla başınız belaya girmiş ve bir şekilde sizi yakalamışlar. patronları kaçığın teki. husumet yaşadığı insanların hayatlarıyla oynamayı seviyor ve siz de onlardan birisiniz. küçük, kare bir masanın başında, kafanıza silah dayalı bir şekilde oturuyorsunuz. kel ve keçi sakallı bir çam yarması karşınıza dikilmiş, size bozuk bir para gösteriyor. bir robot gibi, ağır ağır ve dikkatlice konuşuyor: "sönünlö bü oyun oynoyocoz." bu cümleyi kurması tam altı saniye sürdü. salak herif. bu yüzden anlattıklarının gerisini tercüme edeceğim: üç defa art arda paranın yazı mı, tura mı geleceğini bilirseniz sizi serbest bırakacaklarmış. hadi yine iyisiniz. ilk ikisi yazı geliyor ve nasıl oluyorsa, biliyorsunuz işte. sıra son parada...

cüneyt arkın modunuzu açma ihtimaliniz yok. lütfen iki dakika ciddi olun. sizi samimiyete davet ediyorum.

üçüncü tercihiniz ne olurdu?

eğer tura dediyseniz (ki büyük olasılıkla dediniz), sizin de seçiminizi, önceden iki defa yazı gelmesinin son atışta tura gelme ihtimalini güçlendirdiği sanrısına kapılarak yapmış olma ihtimaliniz oldukça yüksek. işte kumarbazın yanılgısı da tam olarak bu... ve hiçbir dayanağı yok (ihtimal sürekli 1/2 olarak kalacak).

9. tepkisellik (reactivity) [w]

"tepkisellik" çok piliçsel bir çevirme oldu, es geçilebilir.

hatırlar mısınız, ilkokulda bazen sınıfa müfettiş geleceği tutardı ve bizler; ülkemizin istikbalinin teminatı, geleceğin avukatları, mühendisleri, otomobil tamircileri, seri katilleri; bizler ki birer fidan, kinder sürpriz yumurta... farklı davranırdık. öylesine farklı davranırdık ki, çıtımız çıkmazdı. müfettiş bey/hanım "tebrikler hocam, çogzel bi' sınıfınız var!" deyip, bizleri selamlayıp, kapıyı dışarıdan kapatıncaya dek; geleceğin tır şoföründen formula 1 pilotuna, hemşiresinden profesör doktoruna, yan kesicisinden banka hortumcusuna yükselirdik. bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, bir müfettişli günlerdeyse örnek öğrencilerdik, üstelik zaten çocuktuk.

bunu yazmamın sebebi şu "reaktivite" konusunda bir fikir elde edinmenizdi. kısaca açıklamak gerekirse, insanlar izlendikleri ya da bir şekilde takip edildiklerini bildiklerinde, asla ve asla doğal davranmayı başaramıyorlar. bu da bilhassa deneylerde oldukça büyük sorunlar çıkarıyormuş. bunu çözmeyi de, insanlara üzerlerinde tam olarak neyi denediklerini açıklamayarak çözmüşler. blind experiment deniyormuş buna da hatta, blind date gibi; ikisi de hayat kurtarıyormuş.

8. pareidolia [w/$]

işte bu fena. alakasız görüntü ve seslerden anlamlar çıkarma durumu.

örneklerle açıklayalım: backmasking paranoyaları, mars'taki surat, mars'taki şahin k... ayrıca buradan buyrunuz.

ayrıca günümüzün komplo teorisyenlerinin yapmış oldukları araştırmalardan bin bir güçlükle çıkardıkları akla ziyan sonuçları ve saptamaları da bu kategoriye dahil edebiliriz sanırım. "pastafaryanlar spagetti sembolüne tapardı, dikkat ederseniz pastavilla'nın çeşitli ürünlerinde de bu sembolün etkileri görülebilir. zaten ismin de bir çağrışım yapması dikkat çekici," gibi.

7. kendi kendini gerçekleştiren kehanetler [w/$/$2]

bir şeyi kırk kere söylersen olur sözünü bir batıl inanış olarak görüp dışlıyor olsak bile, bir doğruluk payını içinde bulundurduğunu yadsıyamayız. bahsettiğim; "şemsiyemi yanıma almadım, kesin yağmur yağacak, kesin yağmur yağacak, kesin yağmur... (şıpşıpşıpşıpşıp...)" monologunu yaşayan ve bunun gibi doğrudan kontrol altına alamayacağı olaylara ısrarla pesimist, üstelik benmerkezcil bir bakış açısıyla yaklaşıp da her olaydan kendisine bir pay çıkaran insanların, ardından ettikleri "hep de beni bulur!" şeklindeki hezeyanlarındaki SAHTE doğruluk payı değil. kilit nokta da bu; "doğrudan kontrol altına alamayacağımız olaylar."

öğrencisiniz. üniversite dördüncü sınıf. son seneniz olarak kabul edebilirsiniz. önünüzde çok zor finaller var ve içlerindeki en zoru da bir hafta sonra. dersin hocası -afedersiniz ama- manyağın teki. derste "siz zaten geçemezsiniz benim dersimden bu gidişle" diyor, "okulunuz uzadı! mezun etmiycem sizi! yandınız hehehe." diye yerli yersiz çıkışlar yapıyor, arada sırada kendi kendine konuşuyor ve havaya şekiller çiziyor. 45-50 yaşlarında, beyaz saçlı, kısa boylu, sıska, yuvarlak gözlük takan, askılı gömlek giyen bir adam. amfiye kedisiyle geliyor ve onun ders boyunca sınıf içinde rastgele dolaşıp miyavlamasına izin veriyor. kendi cüssesinin iki katı bir eşi var; bazı derslerin orta yerinde amfiye dalarak "asıııım! para lazım cicoşum. bizimkilerle alışverişe çıkıcam" diyen. sanırım adamdaki bazı enteresanlıkların asıl sebebini şimdi anlamışsınızdır. ama konumuz bu değil.

sınavı geçmek zor- gerçekten çok zor; hatta imkansız. evet, imkansız. ve bilirsiniz, imkansız zaman alır. ancak sizin yeteri kadar zamana sahip olmadığınız da bir gerçek- bir haftanız var, hatırlayın. bu durumda ne yaparsınız? "zaten geçemiycem yæææ!" moduna girip de, başınızı yastığa vurup uyumaz mısınız? okulunuz uzamaz mı? size güvenen sevdiklerinize yazık değil mi? NE YAPTINIZ SİZ?

işte burada siz, kendi kehanetinizi gerçekleştiren durumuna düşüyorsunuz. belki de günde 25 saat çalışsaydınız o sınavı geçebilirdiniz. bir ihtimaliniz vardı. ama hayır, bir kere kafanıza koydunuz bile. insan en yenilmez ön yargılarını kendisi yaratır. insanoğlu ne garip.

6. hale etkisi [w/$]

çok dolandırmak istemiyorum, sözlükte harika bir bakınız verilmiş hakkında: "hem sempatik, hem yakışıklı." bir insanı farklı yönleriyle değerlendirirken, bu yönlerden en baskın olarak gözümüze çarpanı, diğerleri üzerindeki yargımızı fena bir şekilde etkiler. bir insan fiziksel anlamda çekici bulduğu bir karşı cins (homoseksüellere başka tabi) ile tanıştığında diğer tüm özellikleri kendisine hoş gelebilir. bedava olan her şeyin apayrı bir tadı vardır. gibi.