
sinema tarihinin -bence- en arıza karakterlerinden olan begbie abimizin izmarit fırlatışını becerebildiğim gün, hayatımdaki dönüm noktalarından biri olacak.

bir alan parker filmi demek filmin türü ile ilgili sizi az çok bilgi sahibi edecektir zaten. alan parker abimiz bu filminde de idam cezasına karşı olan bir grup insanın hikayesinden bahsetmekte.
clive owen'ın makam arabalı sahnesinde king crimson'dan "the court of the crimson king" girmesiyle birlikte; yaklaşık beş sene önce film vizyonda iken salonun kapısından "buna girmeyelim yıeaa" diyen arkadaşa uyup, daha sonra da izlemeyi hep erteleyip henüz izlediğim için kendime küfrettiren bir film oldu kendileri. aynı şekilde bi film daha vardı bak o da sonraya kalsın. neymiş arkadaşlara film seçtirmiyormuşuz. 
bu sefer izlemediğim bir film hakkında bir yazıyla karşı karşıya kalacaksınız baştan uyarıyorum.
yer yer Kafka'nın eserlerinden yer yer Kafka ile ilgili şehir efsanelerinden beslenen bu filmin kafkaeskliğin gerektirdiklerini yerine getirdiğini söylemek izlemeye niyeti olan insanları teşvik için yeterli olacaktır sanırım: üstü kapalı bi ilerleyiş, bilinmezlikler, mutlu sona ulaşır gibi olup aslında ulaşamama...

döneminin etkili fakat pek de sevilmeyen müzik adamı tony wilson'ın ağzından post-punk'tan rave'e uzanan bir man(d)chester hikayesi. 80ler dönemi manchester gruplarından herhangi birini seviyorsanız izlemeye değer bir film.
benden bilinmedik bi u2 şarkısı isterseniz "the million dollar hotel" derim. sonra gelip "u2'nun öle bi şarkısı yok ki; film varmış o isimde" dersiniz ben de "o şarkı uzun metrajlı bir film, dikkatli izlersen bono'nun sesinden, the edge'in gitarından çıktığını görürsün görüntülerin" diye eklerim. belki bunları demek kendine has bir tarzı olan, filmin yönetmeni wim wenders'a haksızlık olacaktır. ama onun da gönlünü şu yorumla alalım: dünyanın en sikko hikayelerini aşk filmi olarak kakalayan "p.s. i love you" ve benzerlerinin yanında, şu ana kadar izlediğim, en iyi aşk filmidir.
son sahnede kapıdan dönmek, yerine şansını denemiş olsa bu bir türk filmi olurdu. ya da 15-20 sene daha erken çekilmiş olsa bunun bahsettiğim sonlu yeşilçam versiyonu çekilirdi diyeyim. izlemeye değecek bir film ama görsellik ve duyguların yansıtılışı bana yetmez diyorsanız sıkılabilirsiniz. biraz da spoiler verdik, ettik içine, nesse.



