yedinci sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yedinci sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2011 Salı

sinema tarihinin -bence- en arıza karakterlerinden olan begbie abimizin izmarit fırlatışını becerebildiğim gün, hayatımdaki dönüm noktalarından biri olacak.

23 Mart 2011 Çarşamba

the life of david gale (2003)

bir alan parker filmi demek filmin türü ile ilgili sizi az çok bilgi sahibi edecektir zaten. alan parker abimiz bu filminde de idam cezasına karşı olan bir grup insanın hikayesinden bahsetmekte.

film gidişatıyla "bazen küçük bi hata her şeyi bok edebilir" diyen filmlerden gibi dursa da, sonuna vardığımızda bambaşka kavramlarla öne çıktığını görmekteyiz. ey izleyici, yarısında "ee bu ne ya şimdi" deme, sakin sakin izle gelişmeleri. film hakkında çok da uzun uzun yorum yapmamak gerek, tek kelime bile çok büyük spoiler olabilecek film -en azından benim için öyle oldu dertliyim-

şundan ekstra bahsetmez isek olmaz: sadece kevin spacey abimizin derbeder hâlini görmek için izlenir bu film.

29 Ocak 2011 Cumartesi

children of men (2006)


clive owen'ın makam arabalı sahnesinde king crimson'dan "the court of the crimson king" girmesiyle birlikte; yaklaşık beş sene önce film vizyonda iken salonun kapısından "buna girmeyelim yıeaa" diyen arkadaşa uyup, daha sonra da izlemeyi hep erteleyip henüz izlediğim için kendime küfrettiren bir film oldu kendileri. aynı şekilde bi film daha vardı bak o da sonraya kalsın. neymiş arkadaşlara film seçtirmiyormuşuz.

görsellik konusunda filmin bir efsane olduğundan bahsetmem gerekiyor sanırım: görsellik derken efektler filan değil efendim, ışık kullanımıi kamera konumu gibi gibi. film boyunca duvar yazılarına dikkat edelimi de satır arasında vermiş olayım

clive owen'ı derailed'da olduğu gibi yine derbeder görmekteyiz fakat bu sefer derbederliğin dozajı daha fazla gibi alt resimde clive abimizin dedektöre girmeden cebinden çıkardıkları, zippo değil de clipper tercih ediyor oluşuyla gönüllerimizi fethetti zaten.

derken dikkati başka bir noktaya, sigara paketine çekmek istiyorum; çünkü filmde kahramanımızın sürekli içtiği sigara olan higham sigarası tarantino'nun "red apple"ı gibi gerçekte var olmayan dekor sigaralardanmış ilgilerinize bilgilerinize sunulur.

o kadar uzun uzun yazdım ama filmin konusundan da bahsetmemişim, neyse onu da zaten her yerden açıp okuyabilirsiniz ne gereği var şimdi benim tekrar etmemin bir de ekstra olarak bildiğim kadarıyla türkiye sınırları içerisinde herhangi bir tiyatro oyunu çıkmadı, dipnot geçmiş olayım eski sevgilileri yeni sevgililer bulmuş olan arkadaşlara =P

13th floor(1999)

ana karakterimizin -modellenmiş- dünyanın sonuna vardığı işbu sahne için severim bu filmi, her ne kadar yüzeysel kalan bir film olsa da: gerek konunun işlenişi, gerek çekimlerin "elimizdeki bütçe bu kadardı abi, para vardı da biz mi çekmedik daha iyisini" diye bas bas bağırması...

"simülasyon ve simülakra kavramları üzerinden çok iyi bir temelle çıkıp da o geliştirmelerde zayıf kalınmış bir fikre sahip gibi gibi geldi bana film" demeden de geçilmez şimdi. sonra "belki bi gün ben de dünyanın sonuna varıp aslında her şeyin bilgisayar programında yapılmış bi kaç milyonlarca-milyarlarca-trilyonlarca modelden ibaret olduğunu anlarım" düşüncesi kafamın bi yanında dönüp durur şu film izlendiğinden beri.

16 Ocak 2011 Pazar

birdy(1984) ve bir tesadüf

bu sefer izlemediğim bir film hakkında bir yazıyla karşı karşıya kalacaksınız baştan uyarıyorum.

işbu birdy adlı 1984 yapımı filmi izlenecek filmler listeme eklenmiş olup da uzun süredir izlemeye fırsat bulamadığım bir film olmakla beraber izlememiş olduğum hâlde film isteyen arkadaşlarıma çekinmeden önermekte olduğum film idi. taa ki, bu akşam karşılaşmış olduğum duruma kadar:

filmi önerdiğim arkadaşlarımdan biri şehir tiyatroları sayfasına bakarken, aynı senaryodan bir adet oyunun mevcut olduğunu görüp, tam o sırada kafasında "aa boşvernistle buna gitsek ya" düşüncesini gezindirirkene anlamsız anlamsız oyundan kareler kısmına bakmak suretiyle o vurucu noktayı yakalar: kendisinin eski sevgilisinin yeni sevgilisi tiyatrodaki oyunda rol almaktadır.

boşvernist olarak yine şanssız bir tesadüfe sebebiyet vermenin acısını yaşar iken bi anda saçma tesadüfler yaratacak ortamı hazırlamak, hazırlanmasına katkıda bulunmak benim özel bi yeteneğim mi diye de düşünmeye başlamadım değil. kırılması gereken noktalarda hep yanlış tarafa kırılmış bi hayata sahip biri olarak, çevremdekileri de etkilemeye başladığımı düşünmek hoşuma pek gitmiyor gibi:

belki artık insanlara önerilerde bulunmayı bırakmalıyım,
belki de hepsi sadece kötü şanstan ibaretti...

sonuç olarak aslına bakılırsa tesadüfler kötü olsa da iyi olsa da çoğu zaman komik gelmiştir bana diyeyim ve daha sonra "tesadüfler" konulu bir post için bunu yarım bırakıp da susayım.

3 Ocak 2011 Pazartesi

total recall (1990)


90'ların ortalarında Show TV'nin fazlaca vermesinden ötürü tırt film sandığım işbu filmi yıllar sonra tam olarak izleyince içimde Paul Verhoeven abime bir özür isteği belirdi. benim gibi önceden tırt film sanıp da izlemeyen insanlar için uyarı olsun bu da, kendisinden sonra gelen birkaç iyi filmi(hap sahnesi: matrix, hafıza silme: eternal sunshine of the spotless mind) etkilemiş, güzel bir filmdir efendim; izleyiniz, izletiniz.

konusu ya da özeti: insanlara gerçekçi rüya deneyimleri satan bir şirkete başvuran gayet sıradan bi işte çalışan abimizin başına gelenleri anlatır. senaryonun kesinlikler üzerine oturtulduğunu söyleyemeyiz, izleyenin yorumuna kalmış bir gerçek-rüya algısı mevcuttur.

dipnot: işbu kafa bölünme resmi filmle ilgili aklımda eskiden beri en yerleşmiş sahne olduğu için konmuştur.

kafka (1991)

yer yer Kafka'nın eserlerinden yer yer Kafka ile ilgili şehir efsanelerinden beslenen bu filmin kafkaeskliğin gerektirdiklerini yerine getirdiğini söylemek izlemeye niyeti olan insanları teşvik için yeterli olacaktır sanırım: üstü kapalı bi ilerleyiş, bilinmezlikler, mutlu sona ulaşır gibi olup aslında ulaşamama...

13 Ekim 2010 Çarşamba

25th hour (2002)


son 10 dakikaya gelmeden bişi dememeli mümkünse film hakkında. o kısma kadar dikkatle izlenmeli, o kısımda da dikkat x3'e çıkarılmalı ilk kısma oranla. bir de bu filmi aksiyon beklentisiyle izliyorsanız, filme hiç bulaşmamanızı tavsiye ederim.

13 Eylül 2010 Pazartesi

24 hour party people (2002)

döneminin etkili fakat pek de sevilmeyen müzik adamı tony wilson'ın ağzından post-punk'tan rave'e uzanan bir man(d)chester hikayesi. 80ler dönemi manchester gruplarından herhangi birini seviyorsanız izlemeye değer bir film.

bir de bir de filmde rob gretton'ın büyük camlı gözlüklerine takıldım ben, bahsetmeden geçsem olmaz idi.

27 Temmuz 2010 Salı

the million dollar hotel (2000)

benden bilinmedik bi u2 şarkısı isterseniz "the million dollar hotel" derim. sonra gelip "u2'nun öle bi şarkısı yok ki; film varmış o isimde" dersiniz ben de "o şarkı uzun metrajlı bir film, dikkatli izlersen bono'nun sesinden, the edge'in gitarından çıktığını görürsün görüntülerin" diye eklerim. belki bunları demek kendine has bir tarzı olan, filmin yönetmeni wim wenders'a haksızlık olacaktır. ama onun da gönlünü şu yorumla alalım: dünyanın en sikko hikayelerini aşk filmi olarak kakalayan "p.s. i love you" ve benzerlerinin yanında, şu ana kadar izlediğim, en iyi aşk filmidir.

dipnot: screenshot'a aldanmayalım: kendisi siyah beyaz değildir.

26 Mart 2010 Cuma

in the mood for love (2000)

son sahnede kapıdan dönmek, yerine şansını denemiş olsa bu bir türk filmi olurdu. ya da 15-20 sene daha erken çekilmiş olsa bunun bahsettiğim sonlu yeşilçam versiyonu çekilirdi diyeyim. izlemeye değecek bir film ama görsellik ve duyguların yansıtılışı bana yetmez diyorsanız sıkılabilirsiniz. biraz da spoiler verdik, ettik içine, nesse.

2 Mart 2010 Salı

wristcutters a love story (2006)


Aslında bu filmle ilgili daha çok şey çıkar da: "Mucizelerin gerçekleşmesi için çok istemek değil, hiç umursamamak gerekir." diyip geçesim var sadece. ama kendimi zorlarsam "dünyadan sonraki yaşam konusuna yaklaşımı için izlemeye değer" şeklinde tavsiyede bulunabilirim belki.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Trio z Belleville (2003)

"underrated sanılan overrated" olarak niteleyeceğim sanırım kendisini:
80 dakikalık filmi 4 saatte bitirebildim, sıkılıp başka şeylerle uğraşıp geri dönüp izledim. en önemli eksiği sürükleyiciliğinin olmayışı -ya da beni sarmadı bilmiyorum-.

filmin isim seçimine gelecek olursak: -"belleville üçüzleri"ne tekabül ediyor Türkçesi- o da bana pek mantıklı gelmiş değil film boyunca öyküsünü izlediğimiz bisikletçimiz iken; filmin adını, en başta yöresel bi üne sahip şarkıcılar olarak gördüğümüz, filmin ortasından sonra bu sefer yaşlanıp çulsuzlaşmış olduklarını görmekten başka kendileri hakkında bi bilgimiz olmayan trio'dan alması, bana pek doğru bi tercihmiş gibi gelmedi. bilemedim. en uzun film yorumum oldu bu da. kötü değil, bulursanız izlemeye değer,ama fellik fellik aranmaya çabalanacak bir film değil, öle bişi işte.

7 Ocak 2010 Perşembe

no country for old men (2007)



-bu filmin tüm olayı da tommy lee jones amcamızın filmin sonunda attığı, yukarıda gördüğünüz "insanları hiç anlamıyorum bakışı"dır (filmi izlerken bu kadar ağlak gelmemişti.şimdi çok ağlak kaçtı ama böyle değil aslında bu bakış).

5 Ocak 2010 Salı

a scanner darkly (2006)

-"takipçilerin kostüm tasarımını en kolay bu yöntemle sinemaya aktarılabiliriz" diye düşünüp -ucuza kaçaraktan- animasyonlaştırdıkları bir film sanırsam kendileri.

4 Ocak 2010 Pazartesi

the horribly slow murderer with the extremely inefficient weapon (2008)


çin'deki yüce bilge ginosaji'den daha psikopat bir görünüme sahip olsa da bu, ginosaji'nin sinema tarihindenin en psikopat seri katili olduğu gerçeğini değiştirmiyo', değiştirmiyo'.


:dünyanınenyüzeyseladamı:
(film budur abi yæææ)
:dünyanınenyüzeyseladamı:


link meyve suyu: http://www.youtube.com/watch?v=9VDvgL58h_Y

john q (2002)


-tamamıyla, filmin sadece ilk iki-üç dakikasında ve de sonunda bir anlık görülen,cast'inde "beautiful woman" olarak yazılmış, "gabriela oltean"dan ibaret klişe bir filmdir.

memento(2000)


senaryodaki en sevdiğim yan: natalie'nin intikamını karmaya -bence- uygun bir şekilde, ama farkında olmadan almış olmasıydı.