16 Ocak 2011 Pazar

birdy(1984) ve bir tesadüf

bu sefer izlemediğim bir film hakkında bir yazıyla karşı karşıya kalacaksınız baştan uyarıyorum.

işbu birdy adlı 1984 yapımı filmi izlenecek filmler listeme eklenmiş olup da uzun süredir izlemeye fırsat bulamadığım bir film olmakla beraber izlememiş olduğum hâlde film isteyen arkadaşlarıma çekinmeden önermekte olduğum film idi. taa ki, bu akşam karşılaşmış olduğum duruma kadar:

filmi önerdiğim arkadaşlarımdan biri şehir tiyatroları sayfasına bakarken, aynı senaryodan bir adet oyunun mevcut olduğunu görüp, tam o sırada kafasında "aa boşvernistle buna gitsek ya" düşüncesini gezindirirkene anlamsız anlamsız oyundan kareler kısmına bakmak suretiyle o vurucu noktayı yakalar: kendisinin eski sevgilisinin yeni sevgilisi tiyatrodaki oyunda rol almaktadır.

boşvernist olarak yine şanssız bir tesadüfe sebebiyet vermenin acısını yaşar iken bi anda saçma tesadüfler yaratacak ortamı hazırlamak, hazırlanmasına katkıda bulunmak benim özel bi yeteneğim mi diye de düşünmeye başlamadım değil. kırılması gereken noktalarda hep yanlış tarafa kırılmış bi hayata sahip biri olarak, çevremdekileri de etkilemeye başladığımı düşünmek hoşuma pek gitmiyor gibi:

belki artık insanlara önerilerde bulunmayı bırakmalıyım,
belki de hepsi sadece kötü şanstan ibaretti...

sonuç olarak aslına bakılırsa tesadüfler kötü olsa da iyi olsa da çoğu zaman komik gelmiştir bana diyeyim ve daha sonra "tesadüfler" konulu bir post için bunu yarım bırakıp da susayım.

10 Ocak 2011 Pazartesi

3 Ocak 2011 Pazartesi

total recall (1990)


90'ların ortalarında Show TV'nin fazlaca vermesinden ötürü tırt film sandığım işbu filmi yıllar sonra tam olarak izleyince içimde Paul Verhoeven abime bir özür isteği belirdi. benim gibi önceden tırt film sanıp da izlemeyen insanlar için uyarı olsun bu da, kendisinden sonra gelen birkaç iyi filmi(hap sahnesi: matrix, hafıza silme: eternal sunshine of the spotless mind) etkilemiş, güzel bir filmdir efendim; izleyiniz, izletiniz.

konusu ya da özeti: insanlara gerçekçi rüya deneyimleri satan bir şirkete başvuran gayet sıradan bi işte çalışan abimizin başına gelenleri anlatır. senaryonun kesinlikler üzerine oturtulduğunu söyleyemeyiz, izleyenin yorumuna kalmış bir gerçek-rüya algısı mevcuttur.

dipnot: işbu kafa bölünme resmi filmle ilgili aklımda eskiden beri en yerleşmiş sahne olduğu için konmuştur.

kafka (1991)

yer yer Kafka'nın eserlerinden yer yer Kafka ile ilgili şehir efsanelerinden beslenen bu filmin kafkaeskliğin gerektirdiklerini yerine getirdiğini söylemek izlemeye niyeti olan insanları teşvik için yeterli olacaktır sanırım: üstü kapalı bi ilerleyiş, bilinmezlikler, mutlu sona ulaşır gibi olup aslında ulaşamama...

22 Aralık 2010 Çarşamba

sigara içen yaprağın ciğer filmiymiş bu. kaç kere bırak dedik mereti dinletemedik; tıkanmış bak bütün xylem boruları.

21 Aralık 2010 Salı

kimse michael stipe gibi zıplayamaz



-son günlerde hayat enerjimi sağlayan işbu videoyu kontrasakalda yayınlamamak, kabul edilemez bir hata olurdu-

18 Aralık 2010 Cumartesi

derbeder diyalog




"kaybeden her yerde kaybeder."
(eren, geçen perşembe akşam suları, 215'te boğaza karşı tüttürürken)

15 Kasım 2010 Pazartesi

13 Kasım 2010 Cumartesi

martılar neden tehlikelidir?


sağ alt köşedeki eleman da "THIS IS SPARTAAA!!!" modunda takılıyo.

(üzerine tıklayın bence. ben öyle yapıyorum)

12 Kasım 2010 Cuma

hitler birimi


mevzu biraz karışık. özet geçicem. reddit'tekiler düşünmüş. enteresan bi fikir.

hitler bir ölüm birimi... şimdi şöyle; hitler'in öldürdüğü kişi sayısını
6 milyon kabul edersek;
bu durumda 1 hitler de 6 milyon = 6*106 ölüme eşit oluyormuş.

SI öneklerini birimimize uygularsak, 1 hitler = 103 milihitler = 106 mikrohitler yapar. bu durumda bir kişinin ölümü;
1/6*106 hitler = 1/6 mikrohitler = yaklaşık 167 nanohitler demek.

12 kişiyi öldüren bir seri katili düşünün. bu, katilimiz 2 mikrohitlerlik iş yapmış demek.

reddit'teki orijinal metinde, abd çevre koruma kurumunun son açıkladığı rakamlara göre bir insan hayatının 6,9 milyon dolar = 6,9*106 dolar değerinde olduğu, bu durumda 1 hitlerin 6,9*106*6*106 = 41.400.000.000.000 dolarlık kayba; yani -41.400.000.000.000 dolara eşit olduğu; buna göre bize 100 dolar borç çıkaran bir bankanın bizi 242 pikohitlerlik bir şiddette ayaküstü ***tiği ve bu durumda banka çalışanına tezgahın arkasında küçük bir auschwitz bulundurup bulundurmadıklarını sormamız gerektiği de yazıyor (sayıları değiştirdim ben de)

başka birimler de türetilmiş tabi... hitler görevde bulunduğu sürece saniyede 0,018 ölümden sorumluymuş. buna göre 0,018 ölüm/saniye de 1 hitler saniyesi oluyor.

örnek soru: 100 kişinin öldüğü bir saldırı, kaç hitler saniyesi sürmüştür?

cevap: 100 / 0,018 ≈ 5555,6 hitler saniyesi ≈ 92,6 hitler dakikası = 1 hitler saati 32 hitler dakikası 36 hitler saniyesi.

31 Ekim 2010 Pazar

Luke... I'm your father


yaptığı gönderme ile basit ama güzel bir reklam olmuş derim.

13 Ekim 2010 Çarşamba

25th hour (2002)


son 10 dakikaya gelmeden bişi dememeli mümkünse film hakkında. o kısma kadar dikkatle izlenmeli, o kısımda da dikkat x3'e çıkarılmalı ilk kısma oranla. bir de bu filmi aksiyon beklentisiyle izliyorsanız, filme hiç bulaşmamanızı tavsiye ederim.

22 Eylül 2010 Çarşamba

kim tasarlamış bu kulaklıkları?


çok ünlü bir elektronik firmasının kişisel medya ürünlerinde yıllar boyu default olarak sunduğu kulaklık: walkmanlerden çıktı, discmanlerden çıktı, mp3 playerlar'ından da çıkmaya devam etmekte.(çok ünlü bir elektronik firması diye geçiştirirken fotoğrafta da firmayı sansürlemiş olmak zor gelmeseydi iyi olacaktı, ama neyse biraz reklam yapmış olduk)

asıl konuma gelmeye çabalarsam sorun şudur ki: şu lanet kulaklık benim kulağıma yıllarboyu, kulağımın ebatlarının değişimine rağmen -küçükken bir dönem kepçeymişim,evet- hiçbir zaman kulağıma oturamamasıyla, tüm japon ırkına karşı nefretimi tetikleyen bir ürün olmuştur. hayır şimdi bu ürün, yıllarboyu bu şekilde; yeni ürün çeşitleri çıksa bile, onların yanında verilmesinde herhangi bir sakınca görülmeyen bir şey ise buradan yapılabilecek iki çıkarım vardır: ya "bu firma ergonomiyi sallamamaktadır", ya da ya da "bu ipne meret başkalarının kulaklarına oturmaktadır."

şu çıkarımlar arasından tabii ki ikinciyi seçtim ve bi anlığına sessiz hüzün yaşadım; dünyada şu kulaklığın kulağına oturmadığı tek insan benmişim gibime geldi. sonra dedim belki yalnız değilimdir. bu kulaklığın kulağına oturmadığı başka insanlar da vardır ve onları galeyana getirsem, mail yağmuruna tutsak dedim şu şirketin internet sitesinden verilen iletişim adresini. sonra bi an durup "napıyorum lan ben" dedim mi? demedim tabii ki, yapar mıyım ben öyle şey?. bi an durmuş olabilirim belki ama, ama sadece boşvermiştim ben; işte ne bileyim, hakkında üzerinde uzun uzun düşünmeye değecek bir şeylere henüz rastlamamış gibiydim ve bu kulaklık da hakkında uzun uzun düşünmeye değecek bir şey değildi, hepsi buydu işte.

13 Eylül 2010 Pazartesi

24 hour party people (2002)

döneminin etkili fakat pek de sevilmeyen müzik adamı tony wilson'ın ağzından post-punk'tan rave'e uzanan bir man(d)chester hikayesi. 80ler dönemi manchester gruplarından herhangi birini seviyorsanız izlemeye değer bir film.

bir de bir de filmde rob gretton'ın büyük camlı gözlüklerine takıldım ben, bahsetmeden geçsem olmaz idi.